Girizgâh
İstanbul’da yağmurlu bir güz gecesinde sabah koşmak için arkadaşlara söz verdiğim saatte uyanabilmek adına ısrarla uyumaya çalışıyorum. Olmuyor. Yatakta debelenip duruyorum. Elim kendiliğinden akıllı telefona gidiyor ve ekranın mavi ışığıyla uykumu daha çok kaçırıyorum. Ekranda bir o sosyal medya uygulamasına, bir bu sosyal medya uygulamasına bakıp duruyorum. Bağlamdan kopuk içerik akışları içerisinde kayboluyorum. İnsanların benliklerini sunmak için girdikleri çeşitli rollere şaşırıyorum, ihtiyacım olmayan ancak ilgi alanıma girmesi sebebiyle algoritmaların önüme yığdığı reklamları savuşturmaya çalışıyorum, “aha” dedirten değişik kısa videolar izleyip öykünüyorum… Bir noktada zor bela uykuya dalıyorum.
1
Sosyal medya platformları birer işletmedir. Bedava üye oluyoruz, bedava kullanıyoruz, bedava olanın bedelini dikkatimizle ödüyoruz. Sosyal medya platformları birer işletme olarak hedeflerine ulaşabilmek adına kullanıcıların dikkatini meta olarak görüyor ve kullanıcı dikkatini kendilerine çekebilmek adına ellerindeki tüm imkânı seferber ediyorlar. Algoritmaları kullanıcıları daha çok platformda tutacak şekilde işliyor ve sonuçta kullanıcılar yani bizler de bağlamdan ve çoğu zaman anlamdan kopuk içerikler içerisinde kaybolmuş şekilde dikkatimizi bu platformlara emanet ediyoruz. Dikkatimi bir gece yarısı sosyal medyaya böyle bıraktım, sabah zar zor uyandım. Koşu lezzet vermedi, eve döner dönmez biraz daha uyumak için yatağa döndüm. Önce “sosyal medyanın sahte sosyalliğine neden bu kadar kapıldım da uyuyamadım dün gece” diye düşündüm sonra ise uykuya daldım.
2
Uyandıktan sonra apar topar ekran karşısına geçtim. Fakültedeki birkaç angaryayı tamamladım ve sonra uyumadan önce düşündüğüm soru üzerine yazarak tartışmaya koyuldum. Sosyal medya tüketimi ile tükenen özünde zaman, dikkat ve benliğimizin bizatihi oluveriyor.
Sosyal medya kullanmak küresel çapta öyle bir norma dönüştü ki üye olmama bir tabuya dönüştü. Adeta kullanmama durumu sosyallikten izole olmakla bir tutulur halde. Birey adeta özne oluşunu ispatlayabilmek adına bağlamdan kopuk içerik akışı içerisinde kendi hayatından fragmanları bu dijital alanlara döküyor. Tüketim kültürü ile harmanlanan bu durum bir özne fetişizmi1 açığa çıkarıyor. Varoluşunu sosyal medya paylaşımlarında bulmaya çalışan kitleler hayatlarından cilalanmış kesitleri paylaşıyor, “etkileşim” olarak değerlendirilen beğeni, yorum, paylaşım bildirimleri ile sosyal onay aldığını düşünüyor ve bu sözde onaylanmaya bağımlı halde yeniden, yeniden ve yeniden bağlamdan ve anlamdan kopuk içerik yığını içinde içerik üretmeye devam ediyor. Bu bir kısır döngü:
- Tüketici toplumun üyeleri özne oluşlarını ispatlamak için tüketmeyi olağanlaştırmışlardır. Bu yanlış bilinçlenme o kadar yerleşik bir hal almıştır ki tüketim eylemi irrasyonel şekilde gerçekleşse de varoluşun doğası gibi deneyimleniyor. Tüketiyoruz öyleyse varız. İrrasyonel de olsa tüketim eğilimleri ile örtüşüyorsak toplumla örtüşüyoruz ve toplumla örtüşüyorsak rasyonel bir pozisyondayız sanıyoruz. İhtiyaç duyulmayan fetişleşen ürünlerde ve hizmetlerde öznemizi bulmaya çalışıyoruz.
- Sosyal medya platformlarında benliğimizi sunuyoruz. Özne olarak hem diğerlerinden ayrıştığımız noktaları hem de diğerleriyle kurduğumuz bağları sunmaya çalışıyoruz. Tüketim toplumunun ferdi içinde bulunduğu yanlış bilinçlenmenin farkında olmadığında bu platformları da benzer şekilde kullanıyor ve benlik sunumu bir özne fetişizmine dönüşüyor. Tüketiyoruz öyleyse varız ve sosyal medyada paylaşıyoruz öyleyse varız. Daha çok içerik, daha çok takipçi, daha çok sözde sosyal onay, daha çok kullanım, daha çok tüketim.
- Sözde onay bağımlılığı ile hayatlarımızdan kesitler sunuyoruz. Bu kesitleri sunarken tüketim toplumunun canavarlaşan süperegosunu beslemek adına hakikati süslüyoruz ve görsel veya metinsel içerikler aracılığıyla çevrimdışını çevrimiçine taşıyoruz. Bu taşıma sürecine çoğu zaman kendimizi öyle bir kaptırıyoruz ki çevrimdışının hakikiliğini es geçebiliyoruz. Paylaşım yapmak o kadar kritik bir edim olarak kabul görüyor ki daha önemli olan insani ilişkilere ve deneyimlere yabancılaşıyoruz. Hakiki bir dostun sıcaklığına odaklanmaktansa gerçekleştirilecek sosyal medya paylaşımından toplanacak sözde onay bildirimlerinin açlığını doyurmaya odaklanıyoruz.
- Sözde onay hissi deneyimi sosyal medyanın yoğun kullanımının esaslı nedenlerinden biridir. Kabul görme, onaylanma, aidiyet, saygınlık temel insani ihtiyaçlardır; ancak bunların göstergelerini sosyal medya bildirimlerinde aramak bu deneyimi sözdeleştiriyor. Zamanın gereğinden fazla hızlı deneyimlendiği çağımızda tüketim toplumundaki bireyin kendiyle, çevresiyle, toplumla ve anlamla kurduğu bağlarda kopukluğun çoklaşmasıyla sözde onay geçici ve anlık bir kaçış alanı yaratıyor. Kaçış deneyimi için birey paylaşım yapmaya bağımlı hale geliyor.
Dikkatin akçeleştiği sosyal medya platformlarında bireyin bu bağımlılığı platformların devamlılığını sağlıyor. Kullanıcı sözde onay arayışı ile kendini sunmaya devam ettikçe platformda kalıyor ve diğer sözde onay arayışı içerisindekilerin içerik yığını içerisinde kaybolup gidiyor. Bedava platformlarda kullanıcı bedeli dikkati ve olma deneyiminin yitimi ile ödüyor. Her kullanıcının içeriklerinin en sıkı takipçisi özünde kendinden başkası değil. Özne oluşunu ispatlamaya çalıştığımız sosyal medya platformlarında en başta kendimize bir özne olduğumuza ikna etmeye çalışıyoruz.
3
Kendimi kaptırmış bir şekilde yazmaya devam ediyorken telefon çalıyor. Bir arkadaş bir marka için fotoğraf ve video çekimlerine katılıp katılamayacağımı soruyor. Yine düşüncelere dalıyorum.
Öznelik fetişizmi tüketim toplumunun kaçınılmaz bir sonucu. Tükettiğimiz metalar kimliğimizin kendisi oluyorlar. Giydiklerimiz, yiyip içtiklerimiz, vakit geçirdiğimiz yerler ve paylaşımlarımız. Üstüne bir de sosyal medyada ivmeli şekilde artan bir kanaat önderi (influencer) olma arzusu yayılıyor. Sözde onay arayışının mutlak hale geldiği nokta olarak kanaat önderliğini görüyoruz. En bilen, en iyi yaşayan, en doğru düşünen olma hülyası ile paylaşımlar yapıyoruz. Üstüne influencer pazarlama iletişimi pratiklerinin yaygınlaşması sonucu bireyler mikro iktidar alanlarını genişletmenin yolunu kanaat önderi olmaktan geçtiğine inanıyorlar.
Bu furyaya herkes gibi koşucular da kapılıyor.
Biyomekaniğe hâkim olmadan ekipman önerisinde bulunanlar, fizyolojiye hâkim olmadan toparlanma süreci veya ürünü önerilerinde bulunanlar, pedagojiye hâkim olmadan antrenör olmaya kalkışanlar, psikolojiye hâkim olmadan motivasyon tiratları çekenler… Koşucular arasında her geçen gün daha fazla mikro kanaat önderi ile karşılaşıyorum. Kriz burada değil. Kriz mikro kanaat önderlerinin makbul görülme hızında ve mikro kanaat önderliği için gösterilen eforun olağan görülmesinde. Elbette herkes kendi koşu deneyimi ile ilgili çıkarımlarını paylaşabilir ancak “bilen” rolünü oynayarak üstüne bundan hem sosyal hem de finansal olarak kazanım elde etme eğiliminin yaygınlaşması beni düşündürüyor.
4
Koşuyu olağanlaştırmaya çalıştığım günlerde her koşuda kendime “başını dik tut” diye bir mantra sayıklardım. Sedanter bir yaşam tarzını benimsemiş biri olarak temel dayanıklılık sporlarından koşuya alışmak zaman aldı. Alışma sürecindeki dik durma mantrası sayesinde koşuya alıştım gibi bir çıkarım yanlış olur. Koşu fizyolojisi, biyomekaniği ve antrenmanları üzerine okudum, hayatını bu edime adamışlara karşılaştığım sorunları açtım, kendi hatalarımdan da çevremdekilerin düştüğü hatalardan da dersler çıkardım. Sonuçta senede 4500 kilometre devirebilecek bir koşucuya dönüştüm. Bu dönüşüm yıllar aldı. Sonuç olarak lisanslı2 ancak amatör bir koşucu olarak sedanter yaşam tarzına bir daha dönmeme umuduyla sürdürülebilir şekilde koşmaya odaklanmış haldeyim. Kanaat önderlerine veya kanaat önderimsilere ve onların sosyal medyada bıraktıkları izlerle karşılaştıkça üzülüyorum. Koşuyu olağanlaştırma da fizyolojik ve psikolojik adaptasyonun zaman aldığı ve emek gerektirdiği hakikati tekrar tekrar tokatlanıyor. Ekipmanlar fetişleşiyor ve gereğinden fazla beklentiyle kitleler ekipman satın almasına itiliyor. Ve de koşucu alt kültürüne ait hissetmek adına kanaat önderimsiler gibi paylaşımlar yapmak adına koşu deneyiminin kendisinden çok cakasını satmanın yaratıcı yolları imite ediliyor.
Ben de bir kanaat önderimsiye dönüşmekten endişe ediyorum. Uzun süredir endişe ediyorum. Sosyal medyaya sosyal medya denmediği günlerden beri çevrimiçi sosyal ağlarda aktif içerik üretiyorum. Bu platformların doğasını idrak etmediğim günlerde kendimi kaptırıp büyümelerinde farkında olmadan katkı sağlayan milyonlar arasındayım. Tanımadığım binlerce kişinin dijital izlerime sözde sosyal onay sinyali bırakmasının bağımlısı oldum. Yaklaşık on yıldır farkındalığımın artması (veya yaşlanma) ile paylaşım eğilimlerimi değiştirdim. Bir taraftan halen sosyal medyada iz bırakmaya devam ediyorum bir taraftan ise bu izin derinleşmesini engellemeye çalışıyorum. Kanaat önderimsiye dönüşmeden samimi şekilde kendi alanımda ve üslubumda iz bırakmaya gayret ediyorum. Yine de bu gayret içerisinde hakiki bir kanaat önderi olmakla kanaat önderimsi olmak arasındaki bulanık çizgiyi netleştiremediğim için endişe ediyorum.
Arkadaşın marka için çekim teklifine düşünmek için verdiğim kısa esten sonra cevap verdim. Tamam, haydi yapalım. İstemesem de sadece arkadaşım olmasından ötürü tamam, haydi yapalım. Tüm endişelerime rağmen tamam, haydi yapalım.
5
Tüketim kültürünün bir başka sonucu hakikatten çok sözde-hakikatlerin dolaşımının olağanlaşmasıdır. Bilgi özünde zihinsel bir temsildir. Bilgiyi temelde gerekçelendirilmiş doğru inanç olarak nitelendiririz. Gerekçelendiren, doğru bulan ve inanan yanlış bilinçlendiyse sonuç hakikat değil sözde-hakikat oluyor. Birey inanmak istediğine inanıyor, kendi hakikatini kendi seçiyor. Sözde kanaat önderi olma fetişine kapılanlar da inanmak istediği sözde-hakikati yanlış bilinçlenmiş veya yanlış bilinçlenmeye müsait hale gelmiş kitleye aktarıyor. Sosyal medyanın bağlamdan kopuk enformasyon bombardımanı altında birey de mesaj iyi cilalandığı sürece bu kitlenin arasına kolayca karışıp sözde-hakikatlere kendini kaptırabiliyor. Koşucular da benzer şekilde bu tuzağa düşüyor. Kanaat önderimsilerin içi boş ancak iyi cilalanmış sözleri kolayca hakikat gibi dolaşıma giriyor. Bu kimselerin kitleye erişim sağlayabilmesi markalar için kullanışlı bulunuyor ve markanın tüketim edimi görece düşük maliyetle ve etkili şekilde destekleniyor. Finansal olarak desteklenerek kanaat önderimsiler metalaşıyor; bu meta kümesi gitgide daha çok sözde-hakikat paylaşıyor ve bu sözde-hakikatler ise gitgide daha çok kitleye erişiyor. Sosyal medya platformlarına dikkatimizi bilinçsizce emanet ederken karşımıza çıkan bu kimselerin aktardıklarına inanıyoruz ve aktarma biçimlerinden ve sözde-deneyimlerinden etkileniyoruz.
Yeni Medya Okuryazarlığı dersinde bu konuları tartışırken öğrencilere “İnsan neden ünlü olmak ister?” diye sordum. İktidar. Çeşitli cevaplar yığıldı ancak her cevabın temas ettiği kavram buydu. İtibar, para, network, vb. nice cevap havada uçuştu. İnsan özünde ün aracılığıyla iktidar elde eder. İktidar bir araç olarak işlevseldir ancak amaca dönüştüğünde işler çığırından çıkar. Sosyal medyadaki kanaat önderimsiler iktidar amacı için şekilden şekle girmeyi otomatik olarak kabul ediyorlar ve iktidar alanlarını büyütmek için sözde hakikatler inşa etmekten çekinmiyorlar. Kısır döngü içinde fetişleşen bir iktidar arzusuna kapılıyorlar.
Kanaat önderi kavramı İletişim alanında ilk kullanıldığı dönemlerde bir sosyal sistemde itibar gören belirli alanlarda yetkinliği olan kimseleri tanımlıyordu. Sosyal medyada adeta bir meslek olarak sunulan kanaat önderimsilik ise sadece kitle niceliğine bakıyor gibi gözüküyor. Oysa ne markalar ne de kitleler için niteliksiz bir nicelik bir halta yaramıyor.
Sonuç
Çekime gittim. Marka için veya kanaat önderimsiliğe yanlamak için değil. Sevdiğim insanlarla beraber bir anı biriktirmek için gittim. Markanın çok da hoşuna gitmeyecek şekilde pek de paylaşım yapmadım günün sonunda, marka da varlığından bir şey kaybetmedi ben de. Sadece bir anı biriktirmiş oldum. Yine de süreci çok ciddiye almamam arkadaşımla aramı biraz açtı, zamanla çok da ciddiye alınmaması gereken bir şey olduğunu o da idrak edecek diye umuyorum.
Özne oluşumuzu kendimize veya diğerlerine ispatlamak için sosyal medya kullanmayalım. Platformlarda iz bırakmadan da varız, sözde onay bildirimleri olmadan da varız, iktidar için çırpınmadan da varız. Hatta bunlarsız var olarak daha da varız. Birkaç yudum Marx4 bırakayım size:
“Ne kadar az, yer, içer, kitap okursan; tiyatroya, dansa, meyhaneye ne kadar az gidersen; ne kadar az düşünür, sever, kuram yaratır, şarkı söyler, resim yaparsan, o kadar fazla sermaye biriktirirsin, güvelerin ve tozun yok edemeyeceği hazinen o kadar büyür! Hazinen öyle büyür ki ne böcekler ne de toprak onu yok edemez. Ne kadar az kendin olursan, o kadar çoğa sahip olursun; kendi hayatını daha az yaşadıkça, yabancılaşmış hayatını uzaklaşmış varlığını o kadar çok yaşarsın.”
Bu satırları yazdıktan sonra tekrar yarınki koşu için uyumaya çalışacağım. Bu sefer telefon ekranıyla arama mesafe koyacağıma söz veriyorum. En azından deneyeceğim. Var olmanın şerefi için deneyeceğim.
Kaynaklar ve Notlar:
1 Zygmund Bauman, Tüketici Hayat, Çeviren: Kübra Oğuz, Tellekt.
2 Lisanslı olanlar bilirler ki koşucu lisansı almak gereğinden fazla kolay bir prosedürdür.
3 Erich Fromm, Sahip Olmak ya da Olmak, Say.
4 Karl Marx, Economic and Philosophical Manuscripts of 1844, International.

Yorum bırakın