Koşu denen insan faaliyeti ayaklar arasında gerçekleşen bitmek bilmeyen bir yarıştan ibarettir. Bir ayak diğerinin önüne doğru atılır, zemine değdiği anda ise hemen diğeri öne atılır; bu kıyasıya mücadele böyle sürüp gider. Yarışın galibi sürekli değişir, bazen biri bazen öteki kazanır. Sanıyorum bu kıyasıya yarışın mutlak galibini ilan edemeyince insan hemcinslerinin ayaklarıyla kendi ayakları arasında yarışlar düzenlemeye başlamıştır. Ayakların yarışı insanı erişmek istediği yere hızlı götürür, başkalarının ayakları ile yarışan ayaklar ise daha da hızlı gitmeye başlar. Daha hızlı giden ayaklar zamanla daha uzağa gider, daha uzağa giden ayaklar daha yüksekleri merak eder, ve sonuçta ayaklar daha hızlı ve daha yüksek dedikçe daha güçlü hale gelir. En azından Modern Olimpiyatların mottosu olan Latince Citius, Altius, Fortius yani Daha Hızlı, Daha Yüksek, Daha Güçlü böyle bir mesajı kulaklara fısıldıyor ve heyecanlanan ayaklar böylelikle daha da gayretle yarışmaya devam ediyor. Benim gayretli ayaklarım da önce birbirleriyle yarıştı, sonra diğerlerinin ayakları ile yarışmaya başladı, derken yarışa yarışa maraton mesafelerini aştı.
Citius
Maraton, 42 kilometre 195 metrelik bir yarıştır. Pheidippides’in hikayesine 80 Günde Terk-i Siklet yazısında da değinmiştim. Atinalıların Persleri Maraton ovasında yenerek topraklarını istiladan kurtarmasını Atina’ya koşarak müjdelemişti Pheidippides1, zaferi müjdelediği bu koşu bugün maraton koşusu olarak koşuluyor2. Pheidippides zaferi müjdelemek için kendi ayakları arasında bir yarışa koyuldu, birkaç milenyum sonra bizler ise birbirimizin ayakları arasında kişisel zaferimizi müjdelemek adına yarışa koyuluyoruz.
Uzun uzun koşu bandında koştuktan sonra bir noktada ben de zaferimi müjdelemeye karar verdim. Artık aynı koordinata demir atmış bir hamster gibi koşturmaktansa asfalta kendimi bırakacaktım. Budapeşte, 06:00, Haziran 2015. Bomboş sokakta bir sağa bir sola baktım ve yokuş aşağı yavaş yavaş koşmaya başladım. Koştum, koştum ve nefes nefese kalarak durdum. Bu denemede uzun uzun koşu bandında koşmak dediğim şey bir kaç dakika koşup dakikalarca yavaş yavaş yürümekten ibaretti. Aralıksız beş dakika koşmuşluğum yoktu, bolca kilo fazlam vardı ve sonuçta bir kaç yüz metre dayanamamıştım. Bu sefer ayaklar arasındaki yarış fazlasıyla kısa sürmüştü. İstanbul, 08:00, Ağustos 2019. Koşu bandında aralıksız 40 dakika koşabilir hale gelmiştim ve ideal kilo aralığındaydım; eh tekrar kendimi asfalta bırakmanın zamanı gelmişti. Suadiye’den Caddebostan’a doğru sahil hattından koşmaya başladım 3 kilometre aralıksız koşmayı başardım. Yine nefes nefese kaldım ama en azından ara vermeden 3 kilometre aşmıştım. Artık bir koşucu olduğuma kanaat getirdim ancak bu iddiam çok uzun sürmedi. Yıllardır ter atmak için koşan bir arkadaşım mesafenin sandığım kadar uzun bir mesafe olmadığını hunharca suratıma vurdu ve beraber koşmayı teklif etti. Tekrar asfaltın üstünde dikildim arkadaşımla beraber, hıza odaklanmadık, yürümeye yakın bir hızda koştuk, daha doğrusu jog attık. Voila, 6 kilometreyi aştım ve hiç ama hiç yorulmadım. Jog ata ata 6 kilometre 10 oldu, 12 oldu, 21 oldu. Ve ilk dersimi aldım: Daha hızlı olabilmek için daha yavaş olmalısın.
Yavaş koştukça mesafeler arttı, mesafeler arttıkça koşuya alıştım ve hızım gelişti. Bir noktadan sonra gerçekten koşucu sayılabilecek bir noktaya geldim. Maraton koşmaya bu noktadan sonra karar verdim. Mesafeler olağan gelmeye başlayınca, artık zorlayıcı bir hedef seçmem gerek diyerek Maraton mesafesini aşmaya odaklandım. Koşu hayatıma işledikçe çevreme koşuyla ilgili deneyimlerimi heyecanla aktarmaya başladım. Birçok kişi imrenip benimle birlikte koşuya başladı. Bu arkadaşlarımdan biri ile beraber koşarken Pheidippides’in hikayesini anlattım. Onun zaferi müjdelediği gibi ben de kendi zaferimi kendime müjdeleyeceğimi söyledim. Arkadaşım heyecanıma ortak oldu sonra şu soruyu sordu: Neden atla gitmemiş peki?
Altius
Bu soru sonrasında koşuculara tarih boyunca neden ihtiyaç duyulduğunu düşünüp durdum. İnsanlar diğer birçok hayvana göre hız ve güç yönünden son derece zayıf durumdadırlar ancak yavaş ve durmaksızın mesafe kat etme konusunda çok ciddi bir dayanıklılık seviyesindedirler3. Atlar da dayanıklıdır ve hızlıdır ancak konu uzun mesafeleri kat etmek olunca İnsan attan daha becerikli olabiliyor. İnanması güç, ben de inanmadım ancak örneğin şu vakayı incelersek insanlar ile atlı jokeyler arasında senelerdir yapılan 35 km’lik yarışta hava sıcaklığı artınca koşucuların kazandığını görüyoruz. Mesafe maraton mesafesinin üstüne çıktığında, arazi koşulları zorlaştığında at insanla yarışamaz hale gelebiliyor. İlk insanlar gerektiğinde yüzlerce kilometre koşarak avını yorgunluktan tüketerek yakalarmış3. Pheidippides gibi nice koşucu habercilik için yüzlerce kilometre devirebilmek adına dayanıklılığını kullandı4. İnsan daha uzağa ve daha yükseğe gidebilmek adına ayakları arasındaki yarışa bugün de devam ediyor.
Daha uzağa ve daha yükseğe diyerek ben de koşabildiğim mesafeleri kademeli kademeli geliştirdim, geliştirmeye devam ediyorum. Önce maraton koşmanın hayalini kurdum ve koştum; şimdi de spartatlonun2 hayalini kurmaya başladım. Hem bizatihi deneyimlerimi hem de tanıdığım koşucu yoldaşlarımın deneyimlerini referans alarak rahatlıkla söyleyebilirim ki arazi antrenmanları mesafe geliştirmeye ciddi katkı sağlıyor. Arazi antrenmanları farklı koşullara ve belirsizliğe karşı hem bedeni hem de zihni eğitiyor. 16. Runatolia’da maraton koştum, koşunun ikinci yarısında karşıma çıkan bir yokuş sonrasında kontrolümü kaybettim ve pireyi deve yapmaya başladım. Ayakkabımın içine taş girdiğini ve ayağıma bir şeyin battığına kendimi ikna ettim ve durup ayakkabımı çıkardım. Ayakkabıyı çıkardım, taş filan yoktu. Tekrar giydim, koşmaya çalıştım. Ritmim bozulmuştu, yorgundum ve ritmi tekrar yakalayamadım. Sonuçta maratonu aralıksız koşmak yerine yürü-koş yaparak bitirmek zorunda kaldım. Arazi koşullarında hiç antrenman yapmadan Runatolia’yı koştum, yokuşlara alışık değildim çünkü düzenli antrenmanlarımı gerçekleştirdiğim Suadiye-Dalyan hattı deniz seviyesinde dümdüz bir parkur. Maraton zaten dayanıklılığın sınırlarını zorlayan bir mesafe, bu mesafede yaşanan anlık dalgalanmalara karşı fizyolojik ve psikolojik olarak hazır olunmadığında hedeften sapmalar kaçınılmaz hale geliyor. Bu deneyim üzerine ısrarla yokuş antrenmanları yapmaya başladım ve kısa sürede yokuşlarda keçi gibi ilerlemeye başladım. 2. Maraton İzmir kapsamında 10K’lık parkurda koştum, uzun iki tane yokuşla karşılaştık. Bu yokuşlardan ikişer defa inip çıkarken hiç zorlanmadım. O zaman kabul etmek gerekiyor: Daha yükseğe erişebilmek için önce aşağıda olmak gerekir.
Alçaktan yukarıya doğru tekrar tekrar inatla çıktıkça, bacaklarım tırmanmaya alıştı ve mesafe aşayım derken yükseklere çıktım. Başımı dik tutarak eğim ne olursa olsun koşmaya devam ettim, yüksekler derken zirvelere eriştim. Bir arazi koşusu sonrası oksijene ve koşmaya doymanın verdiği tatlı yorgunlukla dinleniyorken bir mesaj geldi: Neden bu kadar çok koşuyorsun?
Fortius
Maratonu bitirmek mesele değil, maratonu bitirtecek antrenmanları bitirebilmek mesele. Bu farkındalıkla koşmaya devam ediyorum ancak “Neden bu kadar çok koşuyorsun?” sorusuna sadece maraton veya ultramaraton mesafelerini aşmak için gibi bir cevap çok basit kaçar diye düşünüyorum. Koşucuların hem kendi hem de diğer koşucuların gelişimlerini takip ettikleri çevrimiçi sosyal ağ Strava 25000 koşucunun katılımı ile bir anket araştırması gerçekleştirmiş, çalışmaya göre bir neden yerine birden çok nedenin girift şekilde insanları koşmaya motive ettiği tespit edilmiş5. Daha sağlıklı olmak, fiziksel görünümünü iyileştirmek, güçlenmek, başka koşucular ile bağ kurmak, başarılı hissetmek, endişe ve depresyonla baş edebilmek, daha enerjik olmak gibi. Atalarımız hayatta kalabilmek için koşuyordu, biz torunlar ise sedanter kitle kültüründen sıyrılarak farklılaşmak ve bir yandan da yaşadığımız gezegenle ve diğerleriyle bütünleşebilmek için koşmaya ısrar ediyoruz.
Koşmaya ilk başladığımda fazla kilolarımdan kurtulmak öncelikli amacımdı. Görsel kültürün hegemonyası altında nasıl gözüktüğüme gereğinden fazla önem veriyordum. Derken birkaç kilo ve bir kaç kadeh Marx sonrasında nasıl gözüktüğüme o kadar da önem vermemeye başladım. Başımı dik tutmak için koşuyorum dedim kendi kendime bir süre. Gerçekten de koşmaya başladıktan sonra hem fizyolojik açıdan hem de psikolojik açıdan daha dik duruyordum. Sonra müşterek çabayı da koşu ile deneyimledim; yanımda benimle beraber koşan birileri olunca mesafelerin ne kadar kısaldığını fark ettim. Önce sadece koştum, sonra hızlı koştum, sonra daha yükseğe doğru koştum ve sonuçta daha güçlü hale geldim. Daha güçlü olabilmek için önce zayıf olduğunu kabul etmek gerekir. Ben zayıflıklarımı kabul etmeyi öğrendiğim için koşuyorum. Zayıflıklarının farkındalığıyla ayaklarım başkalarının ayaklarıyla değil, sadece kendileri arasında tatlı bir rekabet içerisindeler. Ve bu rekabeti onurlandırmak için koşuyorum, koşuyorum, biraz daha koşuyorum.
Daha hızlı, daha yukarı, daha güçlü diyebilmenin yolu daha yavaş, daha aşağı, daha zayıf olmakla barışmaktan geçiyor. Tardius, inferior, infirmiora! diye haykırmak zaferi haykırmak aslında. Nasıl gözüktüğün, ne kadar mesafe aştığın, ne kadar hızlı olduğun, ne kadar kürsü gördüğün değil de deneyimin kendisi mesele. Bunu idrak edince işte bu kadar çok koşuyorsun. Kuşun cıvıltısını fark edecek kadar yavaş, aldığın nefesin değerini anlayacak kadar aşağıda, diğerleriyle dayanışacak kadar zayıf. Esas soru ayakların sabırsızlanıyor olmasına rağmen sen neden koşmuyorsun?
Kaynaklar ve Notlar:
1 Herodotus (1925). Persian Wars. Harvard University Press:
Atinalı asker Pheidippides Atina’nın Pers Ordusuna direnme kararını Sparta’ya bildirmekle görevlendirilmiştir. Pheidippides Atina’dan Sparta’ya savaş çağrısı için koşmuştur ancak Sparta çağrıyı reddetmiştir. Pheidippides geri Atina’ya koşmuştur ancak Atina’ya vardığında Atina’nın Pers ordusunu Maraton ovasında karşılamak üzere hareket ettiğini öğrenmiştir. Atina’dan Maraton ovasına koşan Pheidippides M.Ö. 490 Eylül’ünde gerçekleşen Maraton Savaşında savaşmıştır ve Pers Ordusunun püskürtülmesine tanıklık etmiştir. Bu zaferi Atina’ya koşarak müjdelemiştir ve son nefesini vermiştir.
2 Günümüzde Pheidippides’in zafer koşusu Maraton koşusu olarak Modern Olimpiyat oyunlarında koşulmaktadır. Tüm yolculuğu ise 246 kilometrelik bir parkur ile Spartatlon koşusu olarak koşulmaktadır. Maraton mesafesi olan 42 kilometre 195 metre esasen Pheidippides’in zafer koşusuna ithaf edilmiş olsa da mesafe modern olimpiyat oyunları çerçevesinde belirlenmiştir. İlk maraton yarışı 39.9 km olarak koşulmuştur, İngiltere’de düzenlenen sonraki koşu ise 26 mil yani 41.84 metre olarak planlanmıştır ancak Kraliçe ve çocukları koşunun başlangıcını keyifle izleyebilsin diye başlangıç çizgisi 350 metre geri aınmıştır ve bugün koşulan mesafenin adı konmuştur.
3 Lieberman, D. (2013). The Story of the Human Body: Evolution, Health, and Disease. Pantheon Books.
4 Osmanlı Devleti’nde bu koşuculara Peyk adı veriliyormuş: Çelikbaş, Aykut (2017) Uzun Mesafe Koşu Kitabı: Ultra Kitap.
5 Strava (2020). Why We Run. Erişim Adresi: https://whywerun.strava.com/ Erişim Tarihi: 17.04.2021




Yorum bırakın