Kafayı metinlerle muhafaza ediniz.

Published by

on

burakpolat_kafa_buzdolabı

Zaman acımasızca akıyor, aktıkça da insandan bir şeyler alıp götürüyor.  Zamanın kahpeliğini Herakleitos da fark edip “Aynı nehre iki kere giremezsin.” demişti, üstüne “Değişmeyen tek şey değişimin kendisidir.” diye de eklemişti1. Herakleitos baba Efes’te manzarayı ve dostlarını karşısına alıp bu sözleri söylediği günlerden bir kaç milenyum sonrasını yani günümüzü doğrudan hedeflememişti elbette. Yine de o günlerden bugüne değişen sayısız şeye inat hala yankılanıyor Herakleitos’un farklı nehirlere sıkça giren sözleri.

Zaman acımasızca akıyor, aktıkça da insandan bir şeyler alıp götürüyor; ancak sadece akıma kapılanlardan alıp götürüyor. Nordik diyardan ünlü bir atasözü der ki “Endast döda fiskar flyter med strömmen.” yani “Yalnız ölü balık akımı takip eder.”;  yani yaşıyorum diyebilmek için akıma direnmek gerekiyor diyorlar. En azından direnmeyi denemek gerekiyor, keza bazı akımlara direnebilmek gerçekten güç hele ki zaman nehrinin akımına direnebilmek. Yine de milenyumlar devirip bugün ekranınızda piksel piksel beliren bu sözler zaman akımına direnmeyi başardı. Belki sözlerin sahipleri yaşamıyor, ancak sözlerin kendileri yaşam dolu. İnsanın ağzından dökülen her söz bu denli yaşam dolu değil sonuçta, çoğu akıma kapılıyor. Tahmin ettiğin üzere nesilden nesile kültürel miras olarak aktarılabilmelerinin sebebi yazılı olmaları. Sonuçta verba volant, scripta manent denir güzel kardeşim; hatta verba fluerent, scripta manent yani söz akar yazı kalır.

Peki insan neden yazar? Konuşmak varken, neden yazma zahmetine girer? Hatta çoğu zaman susmak varken neden yazacak kadar umursar ki insan? George Orwell yazma pratiğinin dört nedeni olduğunu samimi bir şekilde ifade eder ve nedenlerini şu şekilde sıralar: Katıksız egoizm, estetik coşku, tarihsel itki, politik amaçlar2. Yazı bu nedenlerden biri ile yazılabilir veya bu nedenlerden bir kaçının hatta hepsinin etkileşimi ile de yazılabilir. Katıksız egoizmle yazarak psikolojik gerçekliğimizi ısrarcı şekilde diğerlerine dayatabiliriz; estetik coşku ile yazarak güzelliğe erişmeyi deneyebiliriz; tarihsel itki ile yazarak zamanı arşivleyebiliriz; ve de politik amaç ile yazarak sosyal gerçekliğe alturist bir katkı sunabiliriz. Esasında her yazı bu nedenlerin bir karmasına sahiptir diyebiliriz: Yazma edimi politik bir hayvan olan insanın psikolojik gerçekliği çerçevesinde zamanı estetik kaygıyı da barındırarak arşivlemesidir.

Çoğu zaman susmak varken neden yazacak kadar umursar ki insan? Rollo May kendi fikirlerini ifade etmeyenlerin sadece kendilerine değil topluma da ihanet ettiklerini söyleyerek3 yaratma cesaretinin önemini vurgular. Toplumsalda cesaretin zıt anlamlısı korkaklık değil, uydumculuktur. Cesaret umutsuzluğa rağmen ilerleyebilmektir der May; her yaratma edimi, cesurca bir yıkım kararıdır, her şeyden önce imkansızlık algısını yıkma kararıdır. Yaratmayı seçmek, susmayı reddetmektir, kendi varoluşunu dinlemektir. Yazma edimi bir yaratma edimidir; uydumculuğu yıkarak varoluşu yükselten bir edimdir. Cogito ergo sum gibi, scribo ergo sum yani yazıyorum öyleyse varım.

burak polat_kafa

İşte bu yüzden sevgili dostum yazıyorum. Var olmak için yazıyorum. Uydumculuğa kapılmamak için yazıyorum. Kendi varoluşuma ve toplumsala susarak ihanet etmemek için yazıyorum. Psikolojik gerçekliğim ile sosyolojik gerçeklik arasındaki çatışmadan estetik bir şeyler çıkması umuduyla yazıyorum. Her şeyden öte kafamda dolaşan fikirler akıma kapılmasın diye yazıyorum. Maalesef nöronların nehrine de iki kere girilmiyor. Zamana meydan okurcasına şuanın kafasını metinlerle muhafaza edebilirim diye yazıyorum sevgili dostum.

Kaynaklar

1 H., & Haxton, B. (2001). Fragments: The collected wisdom of Heraclitus. New York: Viking.

2 Orwell, G. (2005). Why I write. New York: Penguin Books.

3 May, R. (1994). The courage to create. New York, NY: W.W. Norton & Company.

Yorum bırakın